GEZİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
GEZİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Eylül 2013 Perşembe

Dolu dolu Eylül Ayı

                 Bloguma tekrar hoşgeldiniz.
      Bu kapı süsünü kuzenimin yeni doğan oğlu Direnç Ali'nin misafirleri için hazırladım. Daha hazırlayacağımız mevlüt sepetimiz, şekerlerimiz ve tepsimiz de var ama bunu şimdiden paylaşayım dedim. Çünkü bebeğin doğduğu günden itibaren evin kapısında yerini aldı bile. 
 İki hafta önce küçük bir haftasonu kaçamağı olarak eşimle birlikte Çanakkale'ye gittik. Eşim üniversiteyi orda okumuş. Ve o kadar güzel dostlar edinmiş ki... Bizi evlerinde misafir eden Hülya abla ve Ali abi dünye tatlısı insanlar. Hülya abla'nın bizim için hazırladığı yatağa bakarmısınız? Yoldan dolayı çook yorgun olamama rağmen yatağın üzerindekileri kaldırıp yatmak bir türlü içimden gelmedi.
 Sabah erkenden kordonda yürüyüşümüzü yapıp, deniz kenarında çayımızı içtik.
Dark'ı da bu geziye dahil ettik ve hiç pişman olmadık. Gittiğimiz bütün mekanlarda Dark'a çok iyi davrandılar ve o da çok mutlu oldu.
Truva atının önünde baba oğlu poz verdiler :))
 Meşhur Aynalı Çarşının aynalarının önünde bende oğluşla poz verdim.
 Gitgide büyüyor bebişim.
 Geçtiğimiz hafta sonu ise eşi çalıştığı için bende babamla birlikte annemin yanına Ödemiş'e gittim. Yine bol gezmeli bol yemeli içmeli harika bir haftasonu geçirdim. Her ne kadar çok çabuk yorulsam da yerimde pek duramıyorum bu aralar.

Pazar günü hep birlikte Gölcük'te eşsiz manzaranın eşliğinde gölün kıyısında kahvaltı yaptık. 
Yukarıdaki fotoğrafta kahvaltıda yenen Ödemiş'in meşhur katmeri (solda) ve Töngül pidesi (sağda) var.
 Dolu dolu geçti Eylül'ün ilk yarısı benim için. Bakalım diğer yarısında neler olacak.
Sevgiler.



28 Kasım 2012 Çarşamba

Biraz ondan, Biraz bundan, Biraz da şundan

                                             
     Merhaba;
   Havaların hala güzel gittiği bugünlerde başıma gelebilecek en kötü şekilde bronşit oldum :( bir yandan antibiyotikler, iğneler, diğer yandan mandalina, portakal, bal ve zencefilli çaylarla iyileşmeye çalışıyorum. Pazartesiden beri yatıyordum ama bugün biraz biraz kendime gelmeye başladım ve bir şeyler yapmak istedim. Ya da yatmaktan sıkıldım bilmiyorum artık :)
     İlk iş olarak sizin sayfalara göz attım, ne güzel şeyler paylaşılmış bu birkaç günde. Özellikle yeni yıl temalı olanlara bayıldım. Bende sizle bir şeyler paylaşayım dedim ama kalkıp da fotoğraf çekmek zor geldi. Bende makinemdeki eski fotoğrafları bir bir taradım. Altta ki fotoğraflar 2 hafta önce eşim ve Darkla yaptığımız doğa yürüyüşüne ait.

                                      

                                      

                                     

                                      

                                      

                                      

                                     

                                      

                                     
      Bu gezide topladığımız meşe palamutları ve kozalaklarla bir sepet hazırladım ve içine de mum yerleştirdim. Çok hoş oldu. Belki önümüzdeki günlerde fotoğraf çekebilirsem sizinle paylaşırım.

                             
       Bu çerçeveyi birkaç hafta önce Bit Pazarından almıştım. Orjinal haline pek dokumak istemedim ama kendi renginin üzerine ponpon süngerle beyaz boya uyguladım. Tersten eskitme gibi bir şey oldu ama ben bu halini çok sevdim. :)

                                      

    Ben artık kanaviçemi alıp TV'nin karşısına geçeyim. Sıcacık, bergamutlu bir çay ve çikolatalı muffin eşliğinde hepimize güzel bir gün diliyorum.

9 Ekim 2012 Salı

Bit Pazarı Ganimetleri 2

     Bu pazar yine bit pazarına gittik. Bu kez halam, annem ve kuzenim Umut'da geldi bizimle. Daha önce detaylı bir şekilde anlatmıştım sizlere İzmir'de nerede ve nasıl bir yer olduğunu. Bu kez fotoğraf çekmedim gezerken. Ama çok daha verimli bir gezi olduğunu söyleyebilirim. İşte orada bulduklarımız.



Dünya'nın en eski kakao fabrikası tarafından üretilen kakaonun metal kutusu


Azıcık elden geçmesi gereken bir çerçeve. Rengini krem'e mi çevirsem yoksa böyle mi kalsa karar veremedim.


 Annemin çeyizindeki bardak takımının tıpkısının aynısı. Sadece boyutları farklı. sanırım mumluk olacaklar bundan sonra.


Uzo şişesi. bu haliyle bir harika bence. Kendilerine bayıldım.


Veeeeeeeeeee! Gramafon'umuz. Sahibinin sesi marka!


     Bu da DR OETKER'S ın Migros için özel olarak ürettiği bir kutu. İçinde damla çikolata, çikolata sosu ve cheeskek yap var. Dün markette görünce dayanamadım, onu da aldım.

Benim bu halim ne olacak acaba. Bu gidişle evde yer kalmayacak.

9 Şubat 2012 Perşembe

BİT PAZARI VE ÖNERİLER


        Merhaba!
    Pazar günü söz verdiğim yazıyı ancak bugün yazabiliyorum. Ah ah! Her gün yazı yazabilmeyi bir başarabilsem.
    Küçük bir bilgi paylaşımı: Her gün biraz kitap okumak ve bir kaç satır yazı yazmak beynimizin daha fazla çalışmasını sağlıyor ve alzheimer'a yakalanma riskimizi oldukça düşürüyor. Aynı zamanda hafızamızı kuvvetlendirdiği için gün içinde sıkça yaşadığımız unutkanlıkların ortadan kalkmasına yardımcı oluyor. O zaman post yazmaya devam :)
    Üstteki resimler İzmir'deki bit pazarına ait. Oldukça ilginç, eğlenceli, karmakarışık, pis bir o kadar da hüzünlü bir yer. Orada 50 krş ya da 1 TL'ye satılan şeylerle evinin eşyalarını tamamlamaya çalışan insanlar, kullanılmış kıyafet ve ayakkabılarla üst başını tamamlamaya çalışanlar ya da ordan burdan, çerden çöpten topladıklarıyla para kazanmaya çalışanlar... Bu işin gerçek yanı aslında. Ama benim bu yazıyı yazmamdaki temel amaç bu değildi tabi ki.
    Sabah 09:30'da eşim, halam ve ben ordaydık. Ama dolaşırken anladık ki geç bile kalmışız. Çünkü antika toplayıcıları ve satıcıları saat 07.00-07.30 gibi gelip orjinal parçaların tamamını topluyorlarmış. Bir daha ki sefere sabah daha erken saatlerde gidip daha sonra kahvaltı yapmaya karar verdik.
    Burası oldukça kalabalık bir yerdi. Her kesimden ve her türden insanları görmek mümkün. Üniversitede öğrenci olduğunu tahmin ettiğim bir çok genç, evinin dekorasyonu için değişik şeyler arayan bayanlar, tamir aletlerine ya da elektronik ürünlere bakan beyler, aaannnee baaaak! diye bağıran çocuklar....
    İşte bunlarda benim payıma düşenler.
    Doğan Cüceloğlu'nun İnsan İnsana kitabının 2.baskısı. 1980. Benim için önemli bir kitap. 1TL
    Büyük bir metal çikolata kutusu. Şimdi kanaviçe kutum oldu. 1TL
    Eski anahtarlar. Çeşitli projelerle değerlendirilebilir. Tanesi 1TL
    Çatla ve kaşık. Onlardan pano yapmak istiyorum. Takımı 4TL
    Birde 1TL'ye aldığım bir çerçevem var ama şimdilik içi boş. Tamamlayınca sizlerle paylaşacağım.
    Halam da güzel yeşil bir kutu, 2 tane cam şişe ve bir birinin aynı 2 küçük pano aldı. Ama fotoğrafları onun makinesinde kalmış. Daha sonra paylaşırım artık.
    Bit pazarına gidecekler için bir kaç öneri.
1) Satıcıların söyledikleri fiyatların yarısını teklif edin. 10TL olan bir şeyi pek ala 5 ya da 4 TL'ye alabilirsiniz.
2) Yanınızda mutlaka poşet götürün. Çünkü bulamayabiliyorsunuz.
3) Mutlaka bozuk parayla gidin. Hatta metal paralarla.
4) Yanınızda ıslak mendil gibi bir şeyler bulundurun. Bir süre sonra ellerinizi hiç bir yere değdiremiyorsunuz.
  Hoşçakalın.

20 Ocak 2012 Cuma

TARİHİ KEMERALTI ÇARŞI

Bugün annemle birlikte Kemeraltı'na indik. Bizim buralarda böyle söylenir. Aslında inilen çıkılan bir yer yok ortada ama. Bilmiyenler için söylüyorum İzmirin Kemeraltısı sizin bildiğiniz gibi çarşı. Ama ne çarşı! Ne ararsanız var... Hatta aklınıza gelmeyecek ya da daha önce hiç görmediğiniz duymadığınız şeyler bile var. Yolu düşenlere mutlaka tavsiye ederim. Yalnız orada gezerken ara sokaklara girmeli altını üstüne getirmelisiniz. Örneğin balıkçıların oradaki bir dükkanda bulabileceğiniz en ucuz ahşap objelerin olduğunu söyleyebilirim. Ya da Şadırvanın oradaki turşucuda "aaaa! Bununda mı turşusunu yapmışlar dedirtecek kocaman kavanozları görebilirsiniz. Kızlarağası hanının mistik havasında çeşitli otantik objeler bulabilir, Hisarönünde meşhur fincanda pişen boool köpüklü Türk kahvesini içebilirsiniz. Eğer rejimdeyim demezseniz ve sıraya girerseniz yine meşhur şambalinin tadına bakabilirsiniz. Bu arada anneannemin hatırlatmasıyla ekliyorum bir de bir oturuşta 50 tane yemeden kalkamayacağınız bir midyecimiz de var. Kumaşlar, baharatlar, baklagiller, balık, et, sakatat, evcil hayvan, hırdavat, kıyafet, ayakkabı, gelinlik, çiçek soğanı, tesbih, dibek kahvesi bulabileceklerinizden bazıları. Yaşayacağınız nostalji de cabası...
Aklımda böyle birşey yoktu ama bir tanıtım postu gibi oldu bu yazı galiba. Gidişat onu gösteriyor :) Madem öyle birkaç fotoğraf ekliyorum sizler için. Daha sonra devam ederim.





Neyse nerede kalmıştık....
Biz de annemle Kemeraltına indik bugün. İlk olarak Değirmen'e gittik. Burası en az 30-35 sene önce annemin anneannemle beraber geldiği biryer. Şimdi annem ve ben gidiyoruz. Mutfağınız için bulabileceğiniz çeşit çeşit bakliyat, baharat, kuru meyve, salça, tarhana.... falan filan var. Yurdun dört bir yanından geliyorlar.  Miss gibi kokuyor her şey. Benim payıma düşenler : kurutulmuş domates, defne yaprağı, maş fasülyesi, kırmızı fasülye, kabuk tarçın ve karanfil. Annemin payı ise : kırık darı, bulgur, kuru börülce, çekilmiş deniz tuzu.
Daha sonraki durağımız ise hisarönündeki tuhafiyeler oldu. Burdan da annemle ortak projemiz için jelatin, kanaviçelerim için iplikler ve iğneler, beyaz keçe, biraz kordonet ve pembe puantiyeli fırfırlı kurdele aldım. 
Ayrıca belki bilenler vardır ama benim yeni tanıştığım ROSSMAN adında bir mağaza var karşıyakada. Bir şubesi de buradaymış. Orda da kalp süsler ve desenli kağıt mendil buldum ve birer tane kaptım. 
Bu yazdığım en uzun postlardan biri oldu herhalde. Anlat anlat bitmez işte. Gelin, gezin, görün derim. Hatta kahvemizi beraber içelim :)


Bu da benim cicilerin resmi. Kuzulu mendil ne sevimli di mi?
Hoşçakalın...

29 Mayıs 2011 Pazar

KAYBOLMAMIN NEDENİ

10 günden fazla olmuş bir şeyler yazmayalı. Ama bahanem çok dinlemeden karar vermeyin. Hazırsanız başlıyorum anlatmaya...

19 Mayıs zamanı 4 gün tatil olması nedeniyle okul olarak Çanakkale'ye gezi güzenleyelim dedik.
Gezi güzergahı Antalya-Akçay-Çanakkale-Foça-İzmir-Şirince-Antalya. 
Süre 4 gece 3 gün. 
İçerik: (bkz. aşağıdaki fotoğraflar.) Ayvalık Cunda adasında deniz kenarında Ayvalık tostu yenildi, kucağımıza atlayan kediler biraz sevildi, Akçay'da bir otel de konaklandı, Sabah kahvaltısının ardından doğru Çakkaleye gidildi ama bir gün de gez gez bitirilemedi. Gece Foça'ya gelindi ve orada bir otelde konaklandı. Sabah kahvaltının sonrası İzmir'e geçildi. Özlenen KORDON havası doya doya içe çekildi, bizi karşılayan ailemizle hasret giderildi, Midye dolma yendi, Asansörden İzmir'le vedalaşıldı ve Şirince'ye geçildi. Şirincenin dar taş sokakları gezildikten sonra Antalya'ya dönüldü. Sabah 5te evdeydik.





Sonuç: Akçay'da yağmurda ıslanmaktan, Çanakkale ve İzmir gezisinde sıcaktan kurtulmak için soğuk soğuk içecekler tüketmekten ve yorgunluktan hem faranjit hem de grip olmuş bir ben.
1 hafta oldu geziden geleli ve ben kendimi daha yeni toplayabildim. Bunda yaklaşan SBS'den dolayı işlerimin yoğun olması ve dinlenemememin etkiside çok büyük tabi ki. Bütün bir haftayı yandaki bardak elimde geçirdim :(  Ama yine de; çok güzel bir geziydi. Çanakkaleye daha fazla zaman ayırmak gerek. Bu arada İZMİR'imi ve ailemi çok özlemişim. Bu geziyle ilgili anlatacaklarm bu kadar sanmayın bu sadece bir açılış. Eğer araya başka şeyler girmezse en az 3 yazı daha çıkar bu konudan.
AAAAA! Bi de, bileziğim nasıl? ŞİRİNCE hatırası :)